|
Şimdi dünya gurbetinde yaşıyoruz zannıyla Senden uzaklarda dolaşıp durmaktayız. Bir ömür böyle gitmez bu ya. Sevgini, şefkatini fark ettiğimiz bir gün bu sürgün bitecek. Sana doğru çatlarcasına koşacağız. Rahmetine sığınacağız. Sen ki, Rahmansın, kullarını darda komazsın, yaban ellere bırakmazsın. Sen asla vazgeçmeyensin. Her iş Seninle özel, her iş isminle güzel. Ne güzel demiş Süleyman Çelebi:
“Bir kez Allah dese aşk ile lisân,
Dökülür cümle günah mislü hazan.”
Bir şarkıdaki gibisin;
“Severim her güzeli,
Senden eserdir diyerek…”
Güzelsin, Cemâlsin.
SEN VAZGEÇMEYENSİN; kullarını asla terk etmeyensin. Onlar gaflete dalıp seni unutsalar da, Sen her daim onları kollayansın. Her ihtiyaçlarını bilensin. Görüp gönderensin. Kim kimin eliyle ne getiriyorsa veren Sensin. Nimetlerin arkasındaki sebeplerin eliyle iş görensin. Toprak bir servis penceresi; ağaçlar, elementler, gök, güneş herşey öyle. O perdelerin gerisinde iş gören Sensin. Senin binbir güzel ismin görünüyor. Hiçbir perde, Senin rahmet ve şefkatini örtemez, gizleyemez. Sebepler sadece ve sadece Senin izzet ve azametinin incecik bir perdesidirler.. İman gözümüz, deler geçer bu perdeleri. Aşar bu engelleri. Sen Azizsin. Sen Rahmansın vazgeçmeyensin. Kimin üzerinde kendini aşan bir kıymet, bir değer bir güzellik varsa Sendendir hep. Ey Rahman, herşey Senden armağan...
O sonsuz rahmetin ve şefkatin olmasaydı ne olurduk biz?
Bugün, alev alev yanan bir ekmek fırınının önünde durup, uzun uzun seyrettim içerisini. Dehşetle titredi bedenim. Gözlerim doldu ürperdim. Rabbim, dayanamam ateşine dedim. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Günah işleyenlerin en hayırlısı, günahına tövbe edenlerdir,” buyuruyor. Ne olur günahlarımı yak, beni yakma Yâ Rab. Tövbelerimle yıka, günahlarımdan arındır beni. Ne olur elimden tut, ruhumu günahlarla üşütmeme izin verme. Dayanamam azabına. Cehennemin o dehşetli ateşine. Allah’ım. Sen kulundan vazgeçmeyensin. Biz Senden uzaklaşıp, vazgeçsek de. Her an, her gün, her hafta, her yıl nimetlerinle bizi kuşatansın. Affından, rahmetinden uzakta bırakmayansın. Her an sayısız fırsatlar sunansın...
ALLAH’IM, şimdi de Cennetten bir mevsim sunuyorsun bize. Yine binbir rahmetinle ve nimetinle dopdolu manevî bir ticaret mevsimi bu. Uhrevî bir sergi açıyorsun önümüze. Önümüze koyduğun nimetlere, izin verdiğin süre içinde dönüp bakmayacağız, el uzatmayacağız. Sen hiç bir şeye, hiçbir ibadetimize muhtaç değilsin. Çünkü Samed’sin. Ama biz Sana muhtacız. Ve bizden yapmamızı istediğin her emre ve her ibadete bizler muhtacız. BİZ Senden nasıl vazgeçeriz Allah’ım. İçimize; sevgini, şefkatini Sen koymuşsun. Kalbimiz Seninle sevginle atıyor. Bunun için biz de Sana doğru atılıyoruz, o uçsuz bucaksız Rahmetinin kucağına sığınıyoruz. Onca günaha, onca hataya, onca isyana rağmen o hiç tükenmeyen emsalsiz şefkatinden ve merhametinden ümitvarız, af diliyoruz. Ne olur vazgeçme bizden, silme adımızı lütfen, inanmış kullarının listesinden. Üzerimize bir çizgi çekme lütfen. Ebediyen sürsün bu sevincimiz. Ne olur Senden uzakta bırakma bizi. Ruhumuza cehennemi hâletleri yaşatma. Âmin... Vazgeçme ne olur bizden. Sen vazgeçmeyensin. Sen bizi hiç ama hiç terk etmeyensin. Ramazana, Kur’an’ına, orucuna, iftarına, sahuruna, namazlarına selâm olsun. Hz. Peygambere (s.a.v.) ve ashabına salâtü selam olsun. Sana da sonsuza kadar hamd-ü senalar olsun.
Ahmed Muhip Dıranas’ın “Serenad” şiirinden o güzelim bölümü hatırlamanın tam da sırası şimdi:
“Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.”
_________________ Benim adim..."SEN"
|